Zihin kontrolünü üç temel çalışma üzerinden yürütüyorlar.

Zihin kontrolünü üç temel çalışma üzerinden yürütüyorlar.

Birincisi, bunu binlerce yıldır yaptıkları gibi kara büyü üzerinden yapıyorlar. İçtiğiniz suya, yediğiniz yiyeceğe dikkat edeceksiniz. Bunun dışında Cenab-ı Mevla’nın Sırat-ul Mustakîm üzerinde gitmemizi ihtar eden âyetinin sırrını taşıyacaksınız. Maide Sûresi 105. âyettir bu.

Ey iman edenler! Siz nefislerinizi ıslah etmeye bakın. Siz doğru yolda olunca sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. Artık O, size yaptıklarınızı bildirecektir. Strateji budur. Yolcunun, dava adamının, rehber âyetlerinden bir tanesidir. Tabiî en büyük rehber, bu mübarek âyetleri de o üzerinde taşıdığı için, kâinatın canlı kitabı Resulullah’tır, mübarek hadisleridir.

 

Mübarek âyette ne buyruluyor: Siz nefislerinizi ıslah etmeye bakın. Böyle yaparsanız vekiliniz ben olacağım, işi gören de ben olacağım. Siz sadece diğer âyetlerde de buyrulduğu gibi bir niyetle yayından çıkan ok gibisiniz. O hedefi buldurmak bizim işimiz. Netice itibariyle bu âyetlere, bu hadislere, bu mübarek tavsiyelere uyarsak, Allah’a şükürler olsun ak kuvvetlerdeyiz.

 

Sonra, zihin kontrolünü teknik olarak açıklarsak, bunun kimyasallarla yapılanı var. Bir dönem bu LSD denilen ilaç bu konuda çok ciddi kullanıldı. Şimdi de Haloperidol denilen meşhur bir ilaç var. Özellikle Prof. Nurullah Aydın’ın da bu konuda çok güzel bir yazısı vardır. Aslında alkolünden sigarasına (sigara demem pek hoş görülmeyecektir ama iyi bir şey değil. Çünkü bazısını büyülü sularla yıkıyorlar), LSD’sinden Haloperidol’üne kadar insan kimyası üzerinde haram olan her kimyasal, hipnoz tekniklerinde kullanılıyor. Bazen bu ilaçları belli dozlarla veriyorlar, bazen de hipnoz seanslarında bu ilaçlardan destek alıyorlar.

 

Nihayet, elektromanyetik… Siber İstihbarat… Bunların içerisinde, uydular kullanılıyor, cep telefonlarından gelen sinyaller kullanılıyor, televizyonlardaki 25. Kare dediğimiz subliminal kareler kullanılıyor. İnsan beyninin algıladığı, kulağının algılamadığı sesler (frekanslar) kullanılıyor.

 

Neticede, hayra gitmenin binlerce vesilesi olduğu gibi, şerrin de kullandığı binlerce kanalı var. Bunlar en bilinenleri. Bunların dışında da, dediğimiz gibi, en büyük zihin kontrol çalışmaları ise metafiziksel, karabüyü gibi, bir takım ifritlerin ve cinlerin sihir yoluyla insanın vücuduna ve çevresine bir takım kurgularla hâkim olması, hâl ve karakter zaaflarıyla tesiri altına alması…

 

Yeryüzünde nasıl Cenab-ı Mevla’nın yanında Allah’ın velilerinin, evliyalarının, Salihler dediğimiz sınıfın kuracağı ve dünyaya kardeşlik ihsan edecek bir cihan devleti projesi varsa, bir takım ifritlerin, habis varlıkların da ortak çalışma alanlarındaki insanlarla beraber bir dünya devleti kurma çalışmaları var.

 

 

 

ZİHİN KONTROLU & METAFİZİK İSTİHBARAT

 

 

Metafizik istihbarattan kasıt nedir?

-Karşı tarafta bir kere dünyaya emperyalist duygularla yanaşmış, her hâlükarda sömüren, bunu şeytanla başlatacağımız, insan nesline düşman bir yapı var. Meşhur piramit dediğimiz bu yapının tepesinde oturan Baphomet ve ifritleri var. Bunlar; L harfiyle Lucifer, G harfiyle Gram olarak mason localarının logolarına oturtulmuştur. Dikkat edip, incelerseniz çok ilginç, şifreli isimlerdir bunlar: Gram bir ağırlık birimi olarak yerleştirilmiştir. Ayrıca, bugün dışarıda para çekilen kasalar olarak kullanılan ATM diye adlandırılan araçlar bile; şeytanın oğullarından birinin, ATEME’nin ismidir.

 

Bu isimlerin nedense (!) her zaman emperyalizm – siyonizm, para ve şeytan üçgeni içinde seçilmesi ne kadar ilginç değil mi? Bu durum; araba, yiyecek, içecek markalarında olduğu gibi, tatil köyü, eğlence merkezi isimlerinde de saklıdır. Özellikle sosyal hayatımıza bu isimleri, birer tılsım gibi, büyülü kelimeler olarak eklemenin kriptolarını da söyleyeceğim. Biliyorsunuz insan, Cenab-ı Allah’ı hatırlar, onun hayat-iman-idrak-hikmet enerjisi veren isimlerini, sıfatlarını, fiilleriyle ve sözleriyle hayatın dokularına işlerse, orada Rahmanî bir hayat iklimi oluşur.

 

Tersi durumda ise; sözüyle, fiiliyle, şeytanın amelleri, isimleri, kullandığı tabirler, felsefe ve diyalektikler kullanılırsa, orada da şeytanî bir hayat formu oluşur. İşte amaçları bu. O yüzden kelimeleri özenle seçiyor, iktisadî, kültürel hayatımızın her dokusuna negatif, insanın idrakini kilitleyip; şeytana kul köle yapacak büyülü- tılsımlı kelimeleri, kullandığımız eşyaya isim olarak veriyorlar.

 

Lütfen dikkat edin, afedersiniz tanımadığınız bir köpeği çağıracağınız zaman kuçu kuçu, bir kuzuyu çağıracağınızda meee diye çağırdığınız gibi, bir çöp döktüğünüzde sineğin veya bir yere kemik attığınızda ne geleceğini tahmin dersiniz. Peki kullandığımız ve ismini bilmediğimiz bazı eşya isimlerini çağırırken, tekrar ve telaffuz ederken bize neleri, kimleri çağırttıklarını, üzerimize davet ettiğimizi biliyor muyuz? İşte İMAN böyle hassas bir şeydir. Yaşadığı hayatın, kullandığı kelimelerin, ilmin-filmin farkında insan yetiştirir…

 

Tabiî, bunlar meselenin kılcal damarları, biz yine ana caddeye dönersek; 5000 yıllık kadim ve bir o kadar da sinsi (kulaktan kulağa – kabala) bir gelenek ve yapı, şeytanî bir yapı, bu kara propagandayı, bu metafizik istihbaratı kullanıyor. Kimdir bunlar? Hazret-i Süleyman döneminde, O’nun Rahmeti Rahmana kavuşmasıyla birlikte, yeryüzünden toplatılan ancak Allah’ın imtihan sırrına binaen Hazret-i Süleyman’ın tahtında kısmen mevcut kalan o büyü parşömenlerinin bir kısmını ele geçiren, Hazret-i Süleyman’a dahi Büyücü Salomon deyip, Salomon bizi, cinlerle, ifritlerle, hayvanları dahi büyü ve sihirle idare etti iftirasında bulunan, aynı zamanda Tevrat’ı da muharref hâle getiren o kadim yapıdır.

 

O kadim yapı, daha önceki uygarlıklardan da sihri, büyüyü, bugün de Rabbimizin eşyaya verdiği kudretin aşikare çıkması izniyle teknolojinin gelişmesiyle elektromanyetik sinyalleri kullanarak, ZİHİN KONTROLÜ yapıyor. Bu insanlar, kendilerini dünyaya tanrı olarak kabul ettirdiler. Bunda da bir hipnoz olayı, büyü olayı vardır. Bugün insanların paraya ve ona hakim olan unsurlara tapması gibi… Muhyiddin-i Arabî Hazretleri sizin taptığınız benim ayağımın altında dediği zaman, herkes bu bize hakaret ediyor, bu münafık diye kendisinin üzerine geldiğinde, Yavuz Sultan Selim Han Şam’a girip nerede bu sözü söyledi? diye sorduğunda kazdıkları yerden bir küp altın çıkması gibi…

 

Bu firavunlar, gömlek değiştirerek, bugün metafizik istihbarat dediğimiz, insanın bilinçaltını okuyarak, onun hevâ ve hevesini, nefsini kullanarak ve bu nefisle insanın üzerine tesir kurarak, hannas yapıya bürünerek, bugünkü yapıyı kontrol etmeye çalışıyor. Bunları zamanla ete kemiğe büründürdü, kurum ve kuruluşlar hâline getirdiler. Metafizik istihbarat konusu çok derin ve geniş bir konu… Bir kısmında karalar var; kara büyü, ezoterizm var…

 

Habis cinlerle, ifritlerle ve şeytanın avanesiyle bir takım yapılanmaları var, güçleri ve bilgi donanımları var. Karşısında da bir ak yapı var. Bu ak yapı da Peygamber Efendimiz’e (sav) bağlı bir yapıdır. Divan-ı Salihin’den oluşan bir yapıdır. Divan-ı Salihin içerisindeki Hızırî metodlarla, birçok mübarek âyette işaret edildiği gibi; Hazret-i Allah: Hani bir vakitler, o kâfirler, seni tutup bağlamak veya öldürmek veya sürüp çıkarmak için sana tuzak kuruyorlardı da, onlar tuzak kurarken Allah da karşılığında tuzak kuruyordu. Öyle ya, Allah tuzakların en hayırlısını kurar, Rabbin en güzel tuzak kurar, hâliyle en güzel oynar mevzuudur bu.. Şüphesiz tuzak kuranlarla oynayanların en hayırlısı Allah’tır.

 

Eski Genelkurmay kayıtlarında bu yapıya çarıklı erkân-ı harp derler. Çok önemli bir konudur. Hiçbir hiyerarşik disipline bağlı olmayan, her şart altında Ümmet-i Muhammed’in, vatanın selametini düşünen, çaycısından çorbacısına, akıncısına kadar yapı içerisine girmiş, sırrı çözülememiş; fakat ehlinin dışında bilinmekten çok hissedilen bir yapıdır bu. Hatta Osmanlı’da bu yapının üstadları akıncıları eğitirdi, akıncıların da üstünde de deliler denen bir yapı vardı. Deliler bildiğimiz deli değillerdi tabiî; serdengeçmiş insanlardı, sıradışı insanlardı, bir ordunun yapacağı işi bazen Yahya Kemal’in şiirinde olduğu gibi bin atlı, bazen 40 kişi gider yaparlardı. Düzenli ordulara kapı, sur açarlardı.

 

Bugün bu deliler de çeşitli kimliklerle sahadalar. Bunların erenler gibi dört hâli vardır; kendi bilir halk bilmez, halk bilir kendi bilmez, kendi de bilir halk da bilir, kendi de bilmez halk da bilmez. Bu hâller önemlidir. En tepedeki gassalın elindeki yani ölü yıkayıcının elindeki mevta-ölü gibidir. Tamamen iradesini Rabbinin iradesinde eritmiştir… Farkında olmadan bazısı seçilir bu yapıya; farkında olmadan hizmet eder, kitap basar, bilgi taşır, haber yapar…

 

Meselâ röportaj yapar, niye yaptığını bilmez; bazen idrakleri diriltecek bilgi taşır, bazen mesaj taşır. Karşı tarafa farkında olmadan senin ne yaptığını biliyoruz, ayağınızı denk alın gibi bir mesajın ulaklığını da yapmış olabilir!.. Tıpkı eski istihbarat teşkilatlarında olduğu gibi… Eski istihbarat teşkilatları, karşı istihbarata senin yaptıklarından haberimiz var demek için roman yazdırırlardı. Karşı taraf bu mesajı alır, o da bir roman yazdırıp mesaj gönderirdi. Bugün, bu durum dizilerle daha çok oluyor. Kurtlar Vadisi dizisi karşı tarafa iyi mesaj veriyor…

 

Onlar da karşı diziler hazırlayarak mesajlar veriyorlar… Diğer taraftan bu şeytanîlerin bizim için asıl sıkıntılı olanıysa, ahlâkî açıdan, aile yapısındaki çarpık ilişkileri, güldürerek, eğlendirerek, hayran edici şekilde sunuyor olmaları…